Obezite Kavrami

OBEZİTE KAVRAMI GELİŞİMİ VE EPİDEMİYOLOJİSİ

Dünya sağlık örgütü (WHO) tarafından obezitenin tanımı şu şekilde yapılmıştır; “sağlığı bozacak ölçüde yağ dokularında anormal veya aşırı miktarda yağ birikmesidir”

Obezite vücut enerji regülasyon biyolojisinin bozulduğu endokrin, metabolik, davranışsal değişikliklerle karekterize multifaktöriyel bir hastalıktır. Etiyolojisi tam olarak açıklığa kavuşturulamamış olmakla beraber ,genetik ve çevresel etkenlerin büyük rol oynadığı birhastalık olduğu bilinmektedir.Dünyadaki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve prevelansı giderek artmaktadır. Obezlerde morbidite ve mortalitenin yüksek olması ve kilo vermekle bu risklerin azalması tedaviedilmesi gerektiğini gösterir.

Obeziteyi tanımlamada farklı yöntemler kullanılmış ancak iki yötem öne çıkmıştır. Bunlardan  birincisi; vücut  ağırlığının olması gerektiğinden 40-50 kg daha fazla olması, ikincisi ise; ideal ağırlığının %100’ ünden fazla  olmasıdır. Ancak son yıllarda bu  tanımlamalarda standardize edilerek vücut ağırlığının boy uzunluğunun karesine oranı ağırlık(kg) / boy(m²) ( vücut kitle indeksi)(VKİ) kullanılmaktadır.VKİ 40 veya üzerinde olanlar morbid obez olarak ifade edilmektedir.

                                      Ağırlık(kg)

          Vücut kitle indeksi= ____________

                                      Boy x Boy

Vücut kitle indeksi ile toplam vücut yağı tahmin edilirken bel çevresi ölçümü ile bölgesel dağılım hakkında fikir sahibi olunur. Bel çevresinin erkeklerde 102cm ve kadınlarda 88 cm’den fazla olması abdominal bölge yağlanmasını göstermekte bu durum kardiyovasküler hastalık risk artışını beraberinde getirmektedir.

PREVALANS

Toplumda obezite yaygın bir sağlık sorunudur. Endüstrileşmiş ülkelerde daha yaygın olmakla birlikte gelişmekte olan ülkelerde orta ve yüksek gelir düzeyli kesimlerde sıklığı artmaktadır. Şehirlerde köylerden daha yaygındır. Bunun nedeni ucuz ve yüksek enerjili  gıdaların yenmesi, hareket azlığı ve gıdalara ulaşmanın daha  kolay  olmasıdır. Obezite özellikle  kısa boylularda daha sıktır.Kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülür,bunun nedenide doğumlar ve gebelik sürsince alınan  kilolardır.(yd15)

Son yirmi yılda obezite prevalansı artmış, gelişmiş ülkelerde ortalama %20 dur. Erişkinlerin yarısında VKİ 25 den fazladır. Avustralyada yapılan bir  araştırmada erkelerin % 19.1 ‘i kadınların %21.8’i obezdir. Yine bu ülkede erkeklerin %64.5’inde, kadınların %52’sindeVKİ>25 dir. Amerika Birleşik Devletlerinde ( ABD) toplumun %64.5 ‘inde VKİ>25 dir. Obezite  prevelansı %27’den %30.5 e yükselmiştir. Morbid obezite oranı ise % 2.9 dan %4.7’ ye yükselmiştir. ABD ‘de 1980 ‘den  bu yana obezite %75’den fazla artmıştır. ABD’de kadınların çoğu  obez,erkeklerin çoğu fazla kiloludur.Avrupa’da obezite prevalansı ABD’ye göre biraz daha düşüktür.İngilterede 1980-1995 yılları arasında obezite prevalansı erkeklerde %6‘dan %15’e ,kadınlarda %8’den %17’ye çıkmıştır.İskandinav ülkelerinde erkeklerde %10,kadınlarda %12 oranında obezite  vardır.Gelişmekte olan  ülkelerde obezite prevalansı daha düşüktür.

Türkiye’de obezite; Kardiyoloji Derneğince 1990 yılında başlatılan çalışmada obezite prevalansı erkeklerde %9, kadınlarda %9 iken bu oran 1999 yılında erkeklerde %19’a kadınlarda %38.8’e çıkmıştır. Almanya’da Giessen şehrinde ayaşayan Türklerde obezite prevalansının Türkiye’deki Türklerden daha fazla olduğu  saptanmıştır.

2000 yılında Prof. Dr. İlhan Satman tarafından 15 ilde yapılan çalışmada VKİ>30 olanlar, yani obezite prevelansı ortalama %22.3 bulunmuştur. Kadınlarda obezite %30 erkeklerde%13 saptanmıştır. Obezite prevalansı kırsal alanda yaşayanlarda %19.6, kentlerde yaşayanlarda %23.8 olarak hesaplanmıştır. Obezitenin bölgesel dağılımda Doğu Anadolu en düşük %17.2 İç Anadolu en yüksek %25 olarak hesaplanmıştır. İl bazında en yüksek obezite oranı Samsun’da %28.7,en  düşük Erzurum’da %16.1 saptanmıştır. Aynı çalışmada bel çevresi ölçümü dikkate alındığında(kadınlarda>88 cm, erkeklerde>102cm) santral tip obezite sıklığı %34.9 saptanmıştır. Prof.Dr.Hüsrev Hatemi ve arkadaşlarının yaptığı TOHTA(Türkiye Obezite ve Hipertansiyon Taraması) çalışmasıise 2002 yılında yayınlanmış ve 23.888 kişi katılmıştır. Bu çalışmada Türkiyede aşırı kiloluluk oranı %41,obezite oranı ise % 25.2 olarak saptanmıştır. Yine bu çalışmada kadınlarda obezite %36.1 erkeklerde ise%21.56 olarak saptanmıştır. Görüldüğü gibi Türkiyede obezite hızla artmaktadır.

Obeziteni prevalansının bu artışı; sedanter yaşam şekli,televizyon ve bilgisayar önünde fazla zaman kaybetme, kompleks karbonhidratlı gıdalarla aşırı beslenme,egzersiz yapmama gibi etkenlerden kaynaklanmaktadır.

          ETİYOLOJİ

          Obezite gelişiminde risk faktörleri;

  1. Fiziksel aktivitede azalma
  2. Beslenme alışkanlıkları
  3. Yaş.(yaşlandıkça kilo alımı kolaylaşır)
  4. Kadın olmak
  5. Doğum sayısı
  6. Evlilik
  7. Sigarayı yeni bırakmış olmak(Nikotinin metabolik hızı indükleyici etkisi var)
  8. Anne ya da babanın veya her ikisinin obez olması
  9. Alkol alımı
  10. Psikolojik problemler
  11. Eğitim düzeyi

 

          Kilo alma eğiliminin arttığı dönemler;

  1. Gebelikte prenatal dönem
  2. 5-7 yaş aralığı
  3. Adölesan dönem
  4. Menapoz
  5. Erken erişkinlik dönemi
  6. Başarılı kilo verme dönemi sonrası

Obezitenin ailesel olduğu artık bilinen bir gerçektir. Genetikten bağımsız olarak enerji alımının artması ve hareket azlığı obezite gelişimini artırır.(yd24)

Kalıtımın %35 rol oynadığı ve modifiye edici genlerin de %15 rol oynadığı düşünülürse geri kalan %50 olguda çevresel faktörler ve yaşam stilinin etkili olduğu ortaya çıkmaktadır.

Psikolojik bazı rahatsızlıklarda; emasyonel stres, depresyon ve mental hastalıklar  obezite ile birliktelik gösterir. Bazı ilaçlar  kilo alımına neden  olur; antipsikotikler( fenotiazin ve butirofenonlar),antidepresanlar,antiepileptikler(valproat,karbamazepin),steroidler(glukokortikoid,östrojen), antidiyabetikler(insülin, sülfonilüreler)

Genellikle uyku bozuklukları ile birlikte olan gece yeme sendromunda obezite birlikteliği vardır.

Yenidoğan döneminde anne sütüyle beslenmenin mamayla beslenmeye göre obezite sıklığını azalttığına dair yayınlar vardır. Obezite her yaşta olabilir veya gelişebilir. Doğum kilosu belirleyici bir etken değildir. Diabetik anneden doğanlarda, annesi babası fazla kilolu olanlarda obezite gelişme riski daha fazladır. Adölesan döneminde fazla kilolu olanların % 80 inde ileride obezite gelişir. Erişkin kadınlarda ise oral kontraseptif kullanımı, gebelik, ve menapoz döneminde kilo alımı olabilir.

İnsanda açlık ve tokluk mekanizmaları hipotalamustaki merkezlerin kontrolü altındadır. Lateral hipotalamik nükleuslar aktif beslenmeyi uyarmaktadırlar. Bu bölgenin lezyonları beslenme isteğini yok ederek hızla zayıflamaya neden olmaktadırlar. Ventral medial hipotalamik nükleuslar ise doyma noktasını belirleyen tokluk duygusunu sağlamaktadır. Bu bölgedeki lezyonlar ise bastırılamayan açlık duygusuna  neden  olarak sürekli beslenme isteğini doğurmaktadır.

Beslenmenin fizyolojik kontrolünü sağlayan organlardan biri de midedir. Mide’ nin dolarak gerilmesi tokluk merkezine uyarılar göndermektedir. Mide içeriğinin pilordan geçip duodenom mukozasında osmotik basıncıartrıması buradaki osmoreseptörler tarafından algılanarak hipotalamustaki doyma merkezine uyarıcı sinyaller göndermektedir. Ayrıca bu sindirim işlemi sırasında vücut metabolizmasını değişikliğe uğratan nöropeptitlerin salgılanmasını sağlayacak hormonal sinyaller ortaya çıkar. Bu süreçte önemli etkisi olduğu bilinen hormonlar, iştah artışına neden olan leptin ve ghrelin  ile  anoreksik etki gösteren insülin ve kolesistokinindir. Leptinin doyma hissi üzerine uzun süreli etkileri olan sitokin benzeri bir polipeptitdir. Toplam yağ dokusu miktarı ile dolaşımdaki seviyesi korelasyon gösterir. Leptin hipotalamustaki reseptörlere bağlanarak gıda alımını etliler, ayrıca nöropeptit-y gibi iştah açıcı nöropeptitlerin üretiminide baskılar. Leptin geninde homozigot fonksiyon bozukluğu mutasyonu ile doğan kişilerde obezite gelişmektedir.1999 yılında keşfedilen ghrelin ise büyük oranda midede sentezlenen iştah açıcı etkisi olduğu düşünülen bir hormondur, yemeklerden sonra hızla seviyesi düşer. Obez hastalarda leptinde olduğu gibi ghrelin metabolizmazsındada bozukluklar vardır. Gastrik bypass ameliyatlarından sonra ghrelin seviyesi düşer ve yemeklerden önce beklenen seviyeye yükselmez.